28 Nisan 2009

27 Nisan 2009

ŞİYİRLERRR

ÇOK DEĞİL

Çok değil,
beş ay oldu ...

Ne gün saydım, ne ay
fotoğraflarına bakmadım
mektuplarını da unuttum.
Bir tek, nasıl silinir bilmem
“yokluğun” kaldı ..



DUMANALTI

Dumanaltı olmuşum bir Pazar akşamı,
şeffaf bir lacivert gökyüzü, burnumun dibinde..

Şu camlar olmasa
ah şu camlar olmasa da,
gözlerinin yeşilini işlesem tuvalsiz, fırçasız, sensiz..

Yazabilsem lacivert minicik harflerle,
(kimse görmesin diye)
kocaman bir sevda şarkısı alelacele...


ŞİİR YÜREKLİ

kimin aklıdır
bu karpuzdan fener

en sevdiklerimle bezeli
bu sofra

sözcükleri
mum alevinde yazılmış
bu şiirler

kimin niyetidir bu
beni
olduğum gibi
olduğum kadar
sevmek,
varlığımı kutlamak
kimin işidir ..


KUŞLAR

uçarken
kül rengi bulutlar
arasında,
beni de alın
aranıza..

geçerken
griden maviye
gerçekten düşe,
benim de
bir şarkım var
söylenecek..

onu
tutturalım
birlikte..



VELHASIL

bazen
ne susmalarla olur
ne konuşmalarla..

hiç gelmez bazen
beklenen..
sen hiç
gidemezsin
yada..

“böyle gitmez”
deyiverirsin
“ve de öyledir”
diye yanıtlayıverir
seni yaşam ..



ETEKLERİM

Bugün,
Yıldızların üstüne serdim
Eteklerimi..
Cıvıltılarının arasına ..kuşların
Bir çocuk gibi bakan
Gözlerine serdim
Eteklerimi..

Yarın belki
Salına salına giderim
Buralardan.
Eteklerim belimde..
Dilimde nakaratı solmuş bir şarkı.
Elimde..5 taşlarım.
Kafamda
Yıldızlar.kuşlar..gözlerin..



KARGA

Kargalar konar
Her akşam vakti
Komşu evlerin
Çatılarına..

Gündüz ganimeti
Bir yüzük, bir kolye
Ama biliyorumm..
Gözleri hala
Gece
Düşlerimde..



BAKIŞ

Beklemelerde,
akıl..
ne çok
döner de bakar
döner de bakar içerisine
taaa içerisine yüreğin...

Yürek
ne çok haykırır
ne çok...
İçine
taaa içine yaşamın...



BİLDİN Mİ

Isıtmak için ellerimi,
geldim yanına..
tuttun mu...

bu yüreği,
söylenmemiş kalmasın
diye açtım sana
duydun mu..

Gördün mü,
acılanmamı ardından..
bir bedenin içine
hapsolarak.

Kaç sevda yaşadım,
ne çok onardım..
Bildin mi..



ÇITI PITI

Henüz
Çıtı pıtıyken ay
Gökyüzünde,
Bir hilal vakti..

Selamlar söylerim ben
Öksüz yüreğimden
Tüm gelip de
Gidenlere
Bilmem neden..



EL

Başka türlüsünü bilmemek,
Böyle yaşanmalı her şey.
Elinde olmadan
Elinden geldiğince..
Elimde değildi..diyerek.



GÜLÜMSEME

Cıvıldadıkça kuşlar penceremde
Düştükçe dalları ağacın masama..
Akşamın hüznü çöktükçe
İçimde..bir suret belirir ansızın
Bir çocuk gülümser
Gözlerimde..



KEŞKE...

Sessizce düşündüğüm
şeyler var kendime dair,
kendimden yana
epeydir bilmediğin..

Yaşanmamışlıklardan sızan
bir sözcük var ya..
bu yaşıma girerken
hiç sevmediğim..
işte ona inat
işte ona rağmen,
ne varsa birikmiş olan
kafamda ve yüreğimde
bir araya gelmeli artık
bir yerde ve bir gün
ellerimde...

Sevgiyse bu eğer..
olanca yüreklilikle
söylenmeli sevgilerim..
hüzünse bazen,
yaşama dair
taşınmalı ve bilinmeli
gözlerimden..

Uçmaksa bazen kuşlarla
sadece ve sadece
kendi düşlerime doğru
bir gün batımında,
pişmanlıklardan
sorgulardan ırak
açılmalı kanatlarım...

Kaybetmişsem eğer kendimi
sözcükler, görüntüler
sesler arasında bir yerlerde,
öğrenmeliyim
kendimle buluşmamın vaktini
korkusuzca ve huzurla beklemeyi ...

Yaşamsa eğer
hala şu denediğim..
izin vermeliyim
benimle birlikte akmasına,
bazen
kurgulayarak ben’i
bazen
kurgulardan çok uzak...

Çünkü
bir sözcük
var ya hani..
şu her şeyden sonra
geriye kalan..

silinsin isterim artık
şu kırk yaşına gelmiş
yüreğimden..




IŞILDARIM HER GECE

Yıldız tozları
Düşer çayıma
Her gece,
Toz içer
Dize saçarım
Kağıtlarıma..

Yıldız tozları
Düşer dizelerime
Her gece,
Toz iner
Ay çıkar
Mahcemalimde..

Yıldız tozları
Düşer bana
Her gece
Işıldarım..



KİMİN İŞİDİR

Kimin işidir
Düşlerimi tasarlamak?
Omzumdan uzanıp da
Kim fısıldar
Sözcükleri
Kulağıma..
Usulca.

Ne biçim
Işıktır ki
Sızan
O aralıktan
Beni
Ben eder
Seni sen..

Seni
Ben
Eder..
Beni
Sen..



KARDUŞ İÇİN..

Nokta burunlu kızım
Doğurduğum an
Bilmiyordum,
Saçlarının
Dalgalanacağını
Deniz gibi,

Bir yıldız gibi
Işıldayacağını
Gözlerinin..

Ellerinin
Maharetli olacağını
Bu kadar..
Sevgiyle
Kucaklayacağını
Sokaktakini bile.
Bunca
Dirençli olabileceğini
Bir çocuk ruhunun..
Bunca
Merhametli
Ve hala
Bunca
Çocuk..


MONO-DİA-LOG

Bir zamanlar,
konuşurken içimden
kendime hep
kendimden yana..

şimdi
bekliyorum,
gelsen de geçsek diye
kendimin
öte yanına....


HESAPLAŞMA

İstersen kal,
hesaplaşalım yeniden..

Bende,
teki kaybolmuş bir çorabın var
yarım paket sigaran
üç demet maydonozun..

Bunlar, senin bendekilerin.
benimse sende
“gönlüm” var..
Al seninkileri, ver benimkini !


PENCEREM

Seni istedim diye mi
açtım bir sabah
pencerelerimi
dünyaya,

Yoksa da,
seni gördüğümde
açıkmıydı..

Önünde
sardunyalarım,
arsız kır lalelerimle
pencerem...


AYIRDINDA OLMAK

Sevgisizlik ,
Sana olan şiirlerimde değil..
Söyleyecek bir şiiri olmamaktır
Sevgisizlik.


KUŞLARRRR

Kuşlaaaar, üzgünüm..
cıvıltılarınızı
uzun süredir dinlemiyordum,
kanat çırpışlarınızı da..

Ama siz de hiç sıçmadınız
camlarıma !


CÜMBÜŞ

Şiir bu ya,
Benim tuvalimin
ortadan bıçakla ayrılmış
maviler cümbüşünde,
bir yaz akşamı
kuşlarla tekneler yer değiştirir.

Tekneler uçarak gider
kasaba limanına,
kuşlar demir atar
derinine denizin..


ŞÜKÜR

kuşların cikcikleri
her sabah
bir şükür değil mi
varoluşlarına..

ya
benim
her sabah ki
çayım
cigaram
gülücüğüm
selamım da
bir şükür olmasın
varoluşuma?

evet
şükür yaaa..
şükür.


HAYRET

serçelerrrrr
ne bu heyecan
sabah sabah,
penceremde
bin bir türkü
şakımalarrr..
hiç mi
kara haber yok
sizin dilinizde
hiç mi
incinmezsiniz
birbirinizden,
aç açık
yok mu
aranızda
peki..
parasız
pulsuz
ve
bir o kadar da
sevdasız..

ala alaaaa!


İÇİMDE..

Kırmızılar giymişim
Bugün
Güneşe inat
Salınıyorum bahçede..
Mavilere bulanmış
Saçlarım
Gökyüzünü almışım
Tepeme..
Başakların arasına
Uzanıyor kollarım
Parmaklarımda
Taneler..
Bir köşesinde
Yürüyorum
Evrenin
İçimde
Yıldızlar..


YARILAMAK

Yarılandığında hayat
Ömür sığmaz olur
Bedene,
Sözcükler azalır
Ve artar aklın yolları..
Kesinlikler yitirir yerini
Muğlaklaşır renkleri
Auranın..

Zembille iner
Her şey bir anda
Ve huzurla kabuldür
Gelse de gitse de
Her ne ise..
Fırsatlar beklenmez
Yarılandığında hayat,
Olmuşlar vardır
Olacaklar
Olmakta olanlar ve
Şükür ki her daim
Henüz olmamışlar..

Yaşam
Bir kanat çırpışı
Kadar ebedi
El çırpmak kadar
Karmaşık ve
Her gün
Kendince, sessizce
Açılıp kapanan
Çiçeklerin
Tevazusu kadar
Yalındır..

İlginçtir ki
Hayat
Yarılandıkça
Hayattır..


ISKALAMALAR

Kuşlara tembih ettim
Dedim ki;
Geldiğinde bahar
Bana da seslenerek
Haber verin..
Ola ki,
Gözüm görmez
Ruhum duymaz
Tenim coşmazsa
Eğer..


DERS

Gitmelere
Gelemem..
Silmeleri
Yapamam..
Eskileri
Atamam..
Ardıma dönüp
Bakamam..

Düşmem hiç
Ağlamam bir de
Uluorta..

Veririm
Ama alamam..
Söylerim ve
Unutmam..

Bir daha,
Çok defa gelirim
Şu dünyaya
Usanmam.. : ))


SINIR AŞIMI

bir şişe açtım
kırmızı mı kırmızı.

bir kadeh
aldım elime
kızıl mı kızıl..

alev alev
serildim
bir gök
üstüne.

verdim.. aldım
aldım..verdim


HANİ BANAAAA

Biri yaşamış
Diğeri anlamış
Öteki söylemiş
Beriki anlamlandırmış
Ve biri gelmiş
Tüketmişşşş..


DOĞRUDUR..
AMA İNANMIYORUM


mahzun bakmaz çiçekler
öyle mi?
Şefkati bilmez karıncalar
Ya da..

Diyorsun ki,
ölümsüz de değildir
insanoğlu ayrıca .
Ve periler yoktur zaten
gerçek değildir
hiçbir masal..

Ay selam almaz
öyle mi?
Yıldız tozlarıyla da
yıkanamaz kimseler..
Ve de,
her şeyin ve herkesin
derisidir sınırı.

Sigara sağlığa aykırıdır
diyorsun..az içmeli,
Ya da Araflık yapar insanı
gereğinden fazla sevgi..

Öyle mi?


OLAN

Her şey
Rüzgarla uçtu
Yağmurla aktı
Sıvanıp güneşle
Toprağa düştü..

Suçlu değildi
Kimse
ve
Sorumluydu
Herkes..


HANGİ SORUNSALI

Hangi yol eriştirir
Beni sana?
ve
Dosdoğru,
Kıvrıla büküle,
Belki biraz yokuş
ya da,
Çalı çırpı içinden
Çıkıp da gelen
Hangi
Ben’dir
Hangi
Sana?


UZAKLARDAN

Gün gelip de
Bulutlara uzandığım
Vakit,
Diksem gözlerimi
Yoluna
ve
Bir çakıl taşı atsam
Tam vaktinde
Kafana..

Gülümser mi
Oradaki
Sen
Buradaki
Bana?


KEŞİF

yine,
yeniden,
bir kez daha!

aynı dairede
ayrı hallerde..


KAHVE

Kapatıp da fincanı gitti
Telvelerin içinde kaldı
Yaşam..


ŞİFRE

Orada
Arama..

Buradayım..


SORUMLULUK

içindeki her şeyi
söyler mi bu kuşlar
her şakımada..

ne var ne yoksa
katıp da önüne
azgın yağmurlar,
yığar mı önümüze..

dalgaları denizin
tüm öyküyü, savurarak
baştan sona
anlatır mı hiç..

ve kim bilir
ne çok sır tutar
koca dağlar,
çalı çırpı
zerafetiyle..

ve
ben..
neler bilir
nasıl yaşarım,
kalanlarla
içimde..


VARLIK

Hiç
Terk
Etmedim.

Hep
Usulca
Çektim
Elimi,

Üşüyüp
Uyandılar.


KİM

Yaşadı
Hissetti
Anladı
Bildi
Ruhum,

Şaştım
Kaldım
Ben..


devam edecek:)



























ÖYKÜLER

KİM DEV.. KİM CÜCE ?

Okula arabayla giderim genellikle..ve seyahat boyunca pek çok acaip görüntüyle karşılaşırım..

Bir sabah yine yola çıktım, cigaramı yaktım , müziğimi açtım huzurlu bir gidiş içinde Alsancağa geldimm..bilmeyenler için yazayım bu kısmını. Alsancak İzmir’in en prestijli diye anılan semti yada iki semtinden biri. Kırmızı ışık yandı ve ben de durup ön sırada beklemeye başladım. Gelip geçenlere bakıyorum cigaramı tüttürüp. Bir genç çocuk attı kendini arabanın önüne ve karşıya geçmeye başladı..ama ne geçiş..Bir kere çocuk genç, iri-yarı ve çok da yakışıklı. Başladım çocuğu izlemeye. Yürüyüşü ilgimi çekti önce, inanılmaz bir güvenle yürüyor. Gögüs dışarıda alın dimdik karşıya bakıyor..ve kendinin de farkında olduğu belli güzelliğini. Üstüne başına baktım bu arada. Eski bir şeyler giymiş, ayakkabıları pörsümüş..belli ki o semtin adamı değildi. Bakışları da zaten son derece açıklıkla şunu söylüyordu çevresine yürürken..”bende, ne kadar isterseniz isteyin..sizin paranızla satın alamayacağınız denli özel bir şey var..”

Neyse, uzatmıyayım..bu çocuk karşıya geçti gittii, benim düşüncelerimi de sürükleye sürükleye peşinden. Işık yeşile dönünce ben de devam ettim kendi yoluma. İlerde tam garın ordaki meydanda bir daha durdum..yine kırmızı. Bilirsiniz zaten bir kere takıldın mı bu devam eder böyle..tam durduğum anda yanımdan bir şey fırladı çalıların arasından yola..Ben tam şaşkınca bakarken ne oluyor diyee..güzel yüzlü, yeşil gözlü bıyıklı bir küçük adamla göz göze geldim..bir anda yürüdü gitti...

Birden kafamda bir kocaman..ve bir küçük adamla kalakaldım İçimden düşündüğüm şu oldu öncelikle..alamm..o kocaman genç çocuk o görkemli görüntüsüyle bildik yaşamın içinde ne kadar şanslıydı. Rekabet arenasında her zaman seçileceklerdendi o. Peki ya küçük adam? Arenada şansı varmıydı hiç..diğerine kıyasla daha azdı sanırım..Pekiii, gerçek bu kadar basitmiydi ki..benim kurgumdaki kadar kabamıydı? Belki de şunlar olacaktı yaşamın içinde ben görmesem bile..O kocamann çocuk, o güzelim gövdesini aşıp da içine..taa içine bakacak yürekte bir kadın bulamadığında bir anda cüceleşecekti..ve o küçük adam..boyunun üzerinden bakmaya çabalamayan bir kadın bulup da ..sahici bir sevgi..aşkla kendine bakan o kadının gözlerinin içinde kendini bulduğunda devleşecekti.. Bu da bir başka gerçek değil mi.

AYNALAR

Yaşamlarımızda pek çok insan var ve de olacak bize bizi anlatan, bize bizi gösteren. Zaman zaman çok önemsediğimiz, zaman zaman hiç ciddiye almadığımız ama mutlaka ve mutlaka çevremizde aradığımız bu aynalar üzerine yazmak istiyorum bu sefer.

Kızım küçüktü henüz, sanırım 3 yada 4 yaşındaydı. Yeni kavramlarla tanışma yaşı gelmişti yani ve ben de elimden geldiğince bu kavramları uygun anlamlarla, açınımlarla kendisine tanıtmak istiyordum. Bunların arasında paylaşmayı en sevdiğim ise “güzellik” kavramıydı.

Bir gün okuldayken bir hocamızın oğlu geldi yanımıza, yaşı yaklaşık 6-7 arasıydı..Yaşlı bir başka bayan hocamız bu sevimli veledi görünce kendini onun önüne atarak sarılıp öpmek istedi. Ve tam o anda çocuktan şu feryat yükseldi. Öpmeeee..sen çirkinsinnnn!! Hepimiz donduk kaldık bu duyduğumuz karşısında..evet hocamız yaşlanmıştı..yüzünde çizgiler vardı, kabartılmış saçları ve çiziklerin arasına sıkışmış makyajıyla bir afet olmadığı açıktı. Ama çirkin olmak? Hayır..sanırım ona çirkin demekten çok sevimli yakıştırması daha uygun düşüyordu o an bizim gözümüzle. Bu mesele benim kafamı epey süre kurcaladı ve sonunda güzellik kavramının, öğretilen ve öğrenilen ölçütler içerdiğini düşünmeye başladım. Eğer güzellik ölçütlerimiz öğrenmeye dayalı idiyse, değer biçilen bu tür kavramların bilgisinin oluşmasında biz yetişkinlerin büyük etkisi olmalıydı çocuklar üzerinde. O anda kızımı düşündüm. Ne öğretiyorduk acaba ona ve ne öğreniyordu güzelliğe dair bizden?

Evde dikkat etmeye başladım konuşma ve tavırlarımıza. Neye güzel diyorduk, çirkini ifade ettiğimizde neyi gösteriyorduk, çocuk zihninin terbiyesinde destek verdiğimiz yön ne idi? Dahası ona öğrettiğimiz biçimlerin, ölçütlerin onun kendine dönük yansımaları ne olacaktı..as olan buydu belki de..öğrendiklerimizin ilk kurbanı da, deneği de, şanslı kulu da bizdik çünkü.

Evde ilk gözlediğim şey şu oldu. Kızım yeni bir şey giydiğinde..bizim onayımızı alan bir şey yaptığında..sözümüzü dinleyip gündelik yaşamın gerekleri olan yüz yıkama diş fırçalama vb. işlemlerini tamamladığında “güzel” kızımız oluveriyordu. Tersi durumda bacağından asılmamakla birlikte hakim güzellik ölçütümüz bu tür alanlarda yoğunlaşmıştı. Bir gün içimden bir ses bana dedi ki; Bu varlığa giydirilmiş roller..beklentiler..yargılar dışında da güzel olduğunu hatırlatmalısın sen. Sana emanet edildiği andaki çırılçıplak haliyle “güzel” olduğunun bilgisini vermelisin ona. Çünkü yaşamda karşılaşacağı tüm aynalar zaten ona şu anda yaptığını yapacak..yani görüntüdeki yansımasıyla değer biçecek ona..sen kızının en önemli şansısın ona bunu yapabilecek olan. İçimde oluşan bu ses, sadece kızımın değil..bir süre sonra asıl benim bilincimde yeni bir sıçrama oluşturacaktı ve ben o anda bunun farkında değildim.

Bu farkındalıkla fırsat bulduğum her an..uygun olan her durumda kızıma her haliyle, koşulsuz ve beklentisiz sadece varolduğu için “güzel” olduğunu vurgulamaya başladım ben. Darmadağınıkken, her tarafından her şey akarken, özenliyken yada uyumluyken..kısacası her “koşulda” ve “durumda” güzelken. Evde bunları yaşadığımız süreçte bir gün kızımın anaokulu öğretmeninden bir telefon geldi bana. Telefondaki ses hayretle bana diyordu ki; Funda hanım size çok ilginç bir şey anlatmak istiyorum . Sabah kardelen her zamanki gibi okula geldiğinde ben karşıladım, kabanını aldım tam sınıfa götürecekken baktım üzerinde yeni bir takım var. Aaa dedim karduşşş ne kadar güzel olmuşsunnn. Kardelen bana baktı baktı ve dediki..”siz beni çıplak görün bi de..ben o halimle de çokkk güzelim kiii..”

Öğretmen hem şaşkın hem de heyecanla, bu deneyimini bana anlatırken sözlerinin arkasında bunun nasıl bir bilgi olduğunun sorgusu vardı ve ben de bunu farketmekte pek zorlanmadım açıkcası..ve yaşadığımız süreci ona anlattım kısaca. İçimde şükrederek elbette, çünkü kavram oturmuştu ve aynaların bazen çarpık..bazen yanılsamalı bazen sahici görüntülerine dayanarak kendine değer biçen..yada biçmekte zorlanan bilinç gitmiş, kızımda bunun yerine varlık olmanın başlı başına ayırd edici bilgisine dair yeni bir farkındalık çarpıcı bir biçimde gelişme yoluna girmişti.. ve bende de.

Tüm bunları neden anlattım peki.. eğitimci olarak geçirdiğim 15 yıl içinde karşıma çok çeşitli bilinç halleri içinde pek çok genç geliyor. Hele de birinci sınıfa başladıklarında ..henüz birbirine de benzeşmemiş olmalarından ötürü inanılmaz bir insan halleri cümbüşü seriyorlar gözlerimiz önüne. Bazıları ilk geldiği günden başlayarak bu evrende varolmanın, biricik olmanın..değerli olmanın haklı asaleti ve bunun bilinciyle karşınıza çıkıyor. Kendine sizden bağımsız..aynalardan bağımsız değer veriyor ve bu değeri sizin de vermeniz konusunda sizi kendi bilincine davet ediyor. Bazılarını ise, sanki evrenin kıyısında terkedilmiş..yolunu kaybetmiş..varolmanın bilgisini unutmuş ve rehberini arar halde gezinir buluyoruz..Her iki bilinç halinin çarpıcı etkileri var yaşam boyu üzerimizde kuşkusuz. Ve bu hallerden birinde yada diğerinde olmanın gözlediğim en temel çıktısı bizzat “yaşam sevinci” üretme becerisinde /açmazında kendini açıkca gösteriyor. Kendi varlık değerinin ayırdında olmak, varlığa bir iç özgürlük duygusu, yaşamda gelene ve gidene karşı hazır olma bilinci, ve yaptığı ettiğinden ..kendi olma becerisinden haz duyma sevinci getiriyor.

Kimsenin elinden alınamayacak denli özgül olan bu farkındalıkların gerçek beslenme zamanının taa çocukluğa kadar uzanıyor olması bence olayın en düşündürücü yönü. Peki tüm bunlar için geç kaldığımız durumlar..yaşlar var mı..bir başka önemli soru da bu olmalı. Çocuklukta öğrenilenin öğretilenin önemi açık elbette ancak eğer öğrenme deneyimiyle edinilen bir olgudan söz ediyorsak ..zamanın kısmen telafi edilebilir olduğuna da inanmamız gerek. Bu konuda yapılabilecek en önemli şey sanırım öncelikle şu.. NİYET etmek. . evrende varoluşumuzun değerli..biricik ve anlamlı olduğuna HATIRLAMAYA niyet..İkincisi sanırım bunu bize tanıtlayacak olan yeni bilgilere, deneyimlere, durumlara ve olanaklara İZİN verip zihni bunlara açık tutmak. Veee sonuncusu da bunlar sonucunda geleni ve gideni kucaklamaya HAZIR olmak.

Çevremizdeki “aynalar” tüm bunları yansıtsaydı, bunca lafa gerek kalmazdı..Su gibi olun der bilgeler hep nedense.. suyu düşleyip AYNA olun demediler hiç. Suyun akışırken yansıttığı gerçek, bekleşen aynalardan daha mı sahici ki? 20.12.2001

EFÜME NİNE
Bazen çocuklara imrenirim..”olmayacak olana dair” o inanılmaz inanma niyetlerinden ötürü. Masallara inanırlar..perilere ve öcülere de. Bizim var olan ile yok olan arasında oluşturduğumuz yarığı çocuklar kapar bu niyetleriyle yaşamın henüz çok başlarında.
Efüme nineyi ilk kez annemden duydum. Bu nine annem henüz çocukken ona ninelik yapmış biri. Öykü kısacık ekleyecek çok bir şey de yok..

Bir gün Efüme nine annemi yanına çağırır. Karşısına oturtur ve eliyle annemin başını, saçlarını okşar. Belli ki söylenecek şeyin yaşamsal bir önemi vardır. Efüme nine annemin heyecanla bekleyen gözlerine diker gözlerini ve kısaca şöyle der;

“Yıldızım..ben çok yakında belki artık senin yanında olamıyacağım. Gideceğim yer uzak..sana el sürüp saçlarına dokunamayacağım belki. Ama sana bir güzel haberim var. Ben ay dedeyle anlaşma yaptım. Ay dede her hilale döndüğünde sen başını yukarı kaldırıp onun aracılığıyla bana selamlarını yollayacaksın..o da bu selamını bana getirecek böylelikle birbirimizi göremesek bile birbirimizden ayrılmamış olacağız.”

Annem çocukluğundan başlayarak yaşamının sonuna kadar her hilalde Efüme ninesine selam yolladı..ve elbette çocukları olarak bizler de selamlarımızı ilettik ay her hilale döndüğünde, yaşamımızdan tüm geçip de gidenlere. Efüme nine, bizim var olduğumuza inandığımız alanla yok olduğumuzu sandığımız alan arasına köprü kuracak minicik bir miras bırakmıştı hepimize. Yıllar geçtikçe düşünüyorum üzerinde..en güzelini eşim söyledi en sonunda. Dedi ki; “Efüme nine bütün bunları inanılmaz bir şefkatle söylemiş olmalı annene..egoyla değil. Amacı, yokluk korkusuna düşüp varlık alanına kazımak değildi kendini. Büyük olasılıkla geride kalanlara, kendi bilgisiyle yoğrulmuş kapsayıcı kuşatıcı birleştirici bir bakma biçimi bırakmaktı niyeti..çocuklar gibi.”

Bu bilgiyi bize bırakan Efüme nine’ye..bize aktaran anneme..şefkati ve sevgisi varlık - yokluk karşıtlığındaki korkularla biçimlenmemiş tüm yüreklere şükürler ve selamlar olsun her hilalde..

DELİ Mİ ?
Alsancak garı karşısındaki kilisenin önünde, trafik ışıkları bana tam dur demek üzereyken arabanın frenini kökleyip kalakalıyorum. Kısa boylu, sakallı ve kırmızı şapkalı bir adam önüme atlıyor..bir eli yaşlı bir teyzenin omzunda öbür eliyle bana dur diyor. Yaşlı teyze elindeki bastona dayanarak yavaş adımlarla yürürken kırmızı şapkalı adam teyzeyi panik yapmaması konusunda rahatlatıp adımlarıyla ona eşlik ediyor. Bakışıyoruz bir an, bir sevinç ifadesi var ikimizin gözlerinde de nedeni olmayan.

Teyze karşıya geçti..kırmızı şapkalı adam bana yaklaştı yaklaştı..arabanın camından kafasını içeri uzatıp burnuma doğru nefesini vererek “at bi kapik..traş olucam!” dedi. Höö..kapik haa..hemide traş için haa. Dedim ki “yok kapik!..bi cigarada anlaşalım.” Baktı yüzüme ve harbiden olmadığına kanaat getirdi kapiğin bende. “ver” dedi. Çıkardım iki cigara uzattım, bekletmeden aldı elimden bir gözüyle de yanıma yanaşan arabadaki kalantoru keserken. Uzattı kafayı benim camımdan adama dikti gözlerini. Göz göze gelme, getirme konusunda deneyimli. Adama bir yandan elinin iki parmağını birbirine sürterek “para??” işareti yaparken gözleri ile de “paradan naber!” bakışı atıyordu. Adam iki elini yukarı doğru kaldırarak talihsiz bir açıklama olan “yok para mara” açıklaması yaptı. Kırmızı şapkasını eliyle gözlerine indirdi..para isteyen eline diğer kolunu destek yaptı bizimki ve hiç beklenmedik bir hızda adama nişan aldığı tabancasını ateşledi..ağzından çıkardığı atış yapma efektinden, “yok para” söyleminin hiç inandırıcı olmadığı apaçık anlaşıldı. “pkhuvvvvvvvvv”..tek atış inanılmaz isabet..hatta meşru müdafaa..

Maktülüyle ilgilenme gereği duymadan bana döndü..ayaklarını çakı gibi bir asker edasıyla birbirine çaktıktan sonra sağ eliyle bana bir saygı selamı patlattı ve hızla onu çimlere uzanmış bekleyen iki arkadaşına doğru yürüdü. Verdiğim cigaraları “aha..alın işte size cigaraaa” edasıyla önlerine attıktan sonra tek ayağı üzerinde dönerek bana baktı..yüzüne yayılan kocaman gülümsemesiyle az önceki asker edasıyla selamını tekrar etti..ışık yanmıştı ve gitmem gerekti. Ardımda bıraktığım kırmızı şapkalı iyi eğleniyordu gibi geldi bana el sallaşırkenn..ya ben..ben de eğleniyor muyum sorusunu yanıtlamak kaldı geriye.

23.07.2003

devam edecek:)






KIZIMLA SOHBETLER

Kızımla sohbetler serisine başladığımda kızım 13 yaşındaydı..hayata dair öğrendiklerimi o an ve ilerde bakıp hatırlaması için bir şeyler yazayım dedim ve bu metin çıktı..haydi rastgele o zaman diyerek başlayalım:)

EVRENİN BASİT YASALARI

YALNIZ DEĞİLSİN
EVRENDE HİÇ KİMSE VE HİÇ BİR ŞEY YALNIZ DEĞİL. YER VE GÖK ARASINDA HER ŞEY, HER ŞEYLE İLİŞKİLİ VE BİRBİRİNDEN HABERDAR. AĞAÇLAR SENİ TANIR, BULUTLAR DA :)

ŞÖYLE DÜŞÜN..KENDİNİ HER ZERRENDEN, ÇEVRENDE GÖRDÜĞÜN GÖRMEDİĞİN HER ŞEYİN ZERRESİNE İNCECİK İPLERLE BAĞLI HAYAL ET.NASIL BİR AĞ OLUŞTUĞUNU GÖRÜYOR MUSUN ? İŞTE SEN BU AĞIN BİR PARÇASISIN VE EKSİKLİĞİN HER ZAMAN..HER AN BİLİNİR.

SEN BİRİCİKSİN
EVRENDE HER ŞEY VAR OLABİLMEK İÇİN SIRASINI BEKLEDİ. PEK ÇOĞUMUZ MİLYAR ZAMANDIR, ŞİMDİ VE BURADA OLMAK İÇİN HAZIRLANDIK.

SENDEN BİR TANE DAHA YOK. TÜM VAROLUŞ İÇİNDE SEN BİR TANECİKSİN. İNANILMAZ GİBİ GÖRÜNÜYOR AMA GERÇEK. DOLAYISIYLA SENİN ŞİMDİ VE BURADA OLMAKLA YAPACAĞIN HER NE İSE..BUNU SENDEN BAŞKASI YAPAMAZ VE YAŞAYAMAZ. SEN HER NE OLACAKSAN, SENDEN BAŞKASI O OLAMAZ. YAPTIKLARIN VE YAPACAKLARIN İLE BİLEMEDİĞİN KADAR DEĞERLİSİN..


BURADASIN..ÇÜNKÜ İSTEDİN
EVRENDE İSTEMEK ÇOK ÖZEL BİR DURUMDUR. BİZLER BASİT MAKİNALAR DEĞİLİZ. AKLIMIZLA DÜŞÜNCELER ÜRETİRİZ, YÜREĞİMİZLE SEZERİZ VE BEDENLERİMİZİN İÇGÜDÜSÜ VAR. SENCE BUNCA BECERİYE NEDEN İHTİYAÇ DUYMUŞUZ?

BEN BİR TEK CEVABA SAHİBİM. İSTEK VE NİYETLERİMİZİ İFADE ETMEK VE YARATMAK İÇİN. BİNLERCE İSTEK VE YARATMA YOLU VAR EVET. EVRENİN ZENGİNLİĞİ DE BURADA İŞTE. “HOŞGELDİN..YOLUNU SEÇ VE YAŞA” DİYOR.: )


YOL..EĞLENMEKTİR
EVREN HERKESİ VE HER ŞEYİ ÖZGÜR İSTER. BİR YAP BOZ OYUNU DÜŞÜN. AMA BU ÖYLE BİR YAP BOZ OLSUN Kİ, KOYDUĞUN HER PARÇAYLA GÖRÜNTÜNÜN BÜTÜNÜ DEĞİŞSİN. KOPYA ÇEKİLEREK TAMAMLANACAK BİR RESİM YOK YANİ : ))

GÖRÜNTÜ HER AN DEĞİŞTİĞİNDE, SEN YOLDASIN DEMEKTİR. BU ARADA BİL Kİ, ÇİZDİĞİN HER YOL BAŞKALARININ ÇİZDİKLERİYLE KESİŞİR. HERKESİN HAYRINA OLAN BİR YOLUN İŞLEMESİ DAHA MÜMKÜNDÜR. ÇÜNKÜ BU YOLU PEK ÇOK VARLIK İSTER VE HATIRLA..İSTEMEK, YARATMAK İÇİN ÇOK ÖNEMLİYDİ.

SEN EĞLENMEYE GELDİN
ÖNCE SEN EĞLENMELİSİN..EĞER SEN ŞİMDİ VE BURADA OYUNUNU OYNARKEN EĞLENİRSEN, EĞLENİRKEN SEVİNÇ DUYARSAN, SEVİNDİĞİNDE ÖĞRENMEN DAHA KOLAYLAŞIRSA..TÜM EVREN DE SENİNLE BİRLİKTE EĞLENİR, SEVİNÇ DUYAR VE ÖĞRENİR.

YOL, BU NEDENLE ÖNEMLİ. BAZEN SEÇTİĞİMİZ YOL BİZE SEVİNÇ VERİR BAZEN DE ACI DUYARIZ. EĞER EĞLENMEYE GELDİĞİNİ HATIRLARSAN, SANA SEVİNÇ VEREN YOLLARI BULMAN KOLAYLAŞIR. UNUTMA, EĞER EĞLENEMEDİĞİNİ GÖRÜRSEN ..HEMEN YÜRÜDÜĞÜN YOLA BAK.


KENDİNİ DİNLE
KENDİNİ DİNLE. SEN HER ŞEYİN BİLGİSİNE SAHİPSİN. ÇİÇEĞİN, YILDIZIN,KADININ VE ERKEĞİN..HATTA KEDİNİN, KÖPEĞİNİN VE O ÇOK SEVDİĞİN BÖRTÜ BÖCEKLERİNİN BÜTÜN BİLGİSİNE SAHİPSİN SEN. ONDAN ÇOK SEVİYORSUN ONLARI YA..: ))

O HALDE, KENDİNİ DİNLEDİĞİNDE BÜTÜN EVRENİ DİNLEMİŞ OLURSUN. BÜTÜN EVRENİ DİNLEYEN BİRİ ÇOK ŞANSLIDIR ÇÜNKÜ HER ŞEY VE HERKESLE KONUŞABİLİR. HERKES VE HERŞEY ONA EĞLENMENİN UYGUN YOLLARINI KEYİFLE ANLATABİLMEK İÇİN BEKLER ZATEN. 


BİLMEYE HAZIRSAN BİLECEKSİN
EVREN, BİLMEYE HAZIR OLDUĞUNDA BİLMEN GEREKENİ SANA VERİR. EĞER BİLMEK HERKESİN VE HERŞEYİN HAYRINA İSE, KİM NE YAPARSA YAPSIN O BİLGİ SANA MUTLAKA GELECEKTİR. BU NEDENLE, PANİK YAPMA..ZAMANSIZ MÜDAHALELERDE BULUNMA. SADECE HAZIR OL YETER VE SAKİNCE BEKLE.

BEKLEMEK ZORDUR BİLİYORUM. BUNU KOLAYLAŞTIRACAK BİR SIR VEREYİM Mİ SANA :)
KENDİNE VE EVRENE GÜVEN, HEPSİ BU. 

HAZIR OLMAK
EVRENDEKİ HER VARLIK NEYE HAZIR OLUP OLMADIĞINI BİLİR..EĞER KENDİNİ DİNLEMEYİ BECEREBİLİRSE ELBETTE. BÜYÜRKEN, PEK ÇOK DENEYİM YAŞARIZ. BAZILARI UYGUN ZAMANDA OLUR, BAZILARI ERKEN, BAZILARI DA GEÇ. BUNUN BİR FORMÜLÜ YOK BİLİYORUM. AMA BASİT BİR ÖLÇÜSÜ VAR DİYEBİLİRİM. O DA ŞU.

EĞER BİR DENEYİME HAZIRSAN, GENELLİKLE EVREN SANA BUNUN İP UÇLARINI KÜÇÜK KÜÇÜK VERİP SENİ HAZIRLAMIŞTIR. BU TÜR İP UÇLARI YOKSA İÇİNDE, HENÜZ HAZIR DEĞİLSİNDİR. BU İPUÇLARINI İZLE VE DİNLE..ONLARA GÜVEN. YANİ YİNE İÇİNE BAK VE KENDİNİ DİNLE : )


ALMAYI ÖĞREN
BAZILARI VERMENİN ZOR OLDUĞUNU SANIR. BAZILARI GERÇEKTEN VERMEYİ DAHA ZOR ÖĞRENİR, BAZILARI DA ALMAYI. ALMAK DA VERMEK DE BİR KUMAŞIN İÇ VE DIŞ YÜZÜ GİBİDİR OYSA. BİRBİRİNDEN AYIRABİLİRMİSİN BİR KUMAŞIN İÇ VE DIŞINI. HAYIR, DENE İSTERSEN, KUMAŞ PARALANIR : ))

VERMENİN DE ALMANIN DA BİR USULÜ, ZERAFETİ OLMALI. ÇÜNKÜ, HER NE ALIRSAN İÇİNE ALIRSIN. HER NE VERİRSEN BİRİNİN İÇİNE VERİRSİN. HER VARLIK DEĞERLİDİR VE İÇİNE ALDIĞI VE VERDİĞİ ONA HAYREDECEK BİÇİMDE OLMALIDIR DİYORUM. BİR DE; BAZI ŞEYLER ALINAMAZ VE BAZI ŞEYLER VERİLEMEZ. BUNU ZAMANLA VE YAŞADIKÇA ÖĞRENİRİZ.

İNSAFLI OL
HİÇ YARGIN OLMASIN DİYEMEM. DESEM DE OLACAKTIR, OLMALIDIR. AMA BİR ŞEYİ YADA BİRİNİ YARGILARKEN, İNSAFLI OLABİLİRSİN. ÇÜNKÜ HERKESİN ÖĞRENME YOLLARI FARKLI FARKLIDIR.

BAZILARI ÖĞRENMEYİ UZUN VE ZOR YOLLARDAN GEÇEREK YAPAR, BAZILARI İSE DAHA KESTİRMEDEN. BAZILARI SEVİNÇLE ÖĞRENMEYİ BİLİR, BAZILARI ACIYLA. HERKESİN ÖĞRENME HAKKINA SAYGIN OLSUN. ÖĞRENME YOLLARINI DİKKATLE İZLE VE KATKIN OLACAKSA EL UZAT. OLMAYACAKSA BEKLE.

İNSAF İÇİN; İYİNİN İÇİNDE GELİŞEN KÖTÜYÜ, KÖTÜNÜN İÇİNDE GELİŞEN İYİYİ GÖREBİLMEK GEREK. BU İÇ İÇE GEÇİŞLER GERÇEKLİK DEDİĞİMİZ ŞEYİ YARATIR. VE NE KADARINI GÖREBİLİRSEN GERÇEĞE O KADAR YAKLAŞIRSIN.


SEVGİ
EVRENDE PEK ÇOK DUYGUYA YER VAR. AMA EN TEMEL OLAN İKİ TANESİNİ YAZACAĞIM ŞİMDİ SANA. SEVGİ VE KORKU. İLGİNÇTİR, BİRİNİN OLDUĞU YERDE DİĞERİ OLAMIYOR.SEVGİYİ HERKES KENDİNCE TANIMLAR VE YAŞAR. AMA EĞER ŞÜPHEYE DÜŞECEK OLURSAN BİR GÜN, SANA BUNUN İÇİN DE BİR ÖLÇÜ VERMEK İSTERİM.

SEVGİ KOCAMANNN BİR YER KAPLAR İÇİNDE.EĞER HER YERE, HERKESE VE HERŞEYE DOĞRU YAYILAN BİR DUYGUN VARSA VE BU DUYGU SANA KENDİNİ İYİ HİSSETTİRİYORSA BU SEVGİDİR. ÇÜNKÜ SEVGİ ORADA BURADA TIKANMAYI SEVMEZ VE AKACAK YER ARAR, HATTA İÇİNDEN TAŞAR İNSANIN. GÜZEL OLAN DA ŞU. AKTIKÇA GERİ GELİR. YANİ AKAR GELİR, AKAR GELİR VE EN ÇOK DA SENİ BESLER : )

O YÜZDEN, AKITMAKTAN ÇEKİNME..
 

 KORKU
KORKUSUZ BİR HAYAT OLUR MU BİLMİYORUM, HEPİMİZ KORKARIZ BUNU UNUTMA. AMA ONU TANIMAYI VE ONUNLA BAŞA ÇIKABİLMEYİ DE ÖĞRENEBİLİRİZ. KORKUYU NEDEN TANIMAK GEREK, ÇÜNKÜ PEK ÇOK KORKU İNSANİN KENDİ KENDİNE BİR OYUNUDUR. O TÜR KORKULARLA ENERJİMİZİ TÜKETMEMEK GEREKİR VE TANIDIKÇA DA BU AYIKLANABİLİR.


KORKU NASIL TANINIR? GELDİĞİNDE ONDAN KAÇMAYARAK SANIRIM. KORKU GENELLİKLE BEDENİMİZDE BİR YERLERDE KENDİNİ GÖSTERİR. BAK BAKALIM NERENDE YOĞUNLAŞIYOR BU DUYGU VE ONU İZLE. İZLEDİKÇE İZLEDİKÇE ONUNLA TANIŞIR, ONUNLA KONUŞUR VE ONUNLA YAŞAYIP YAŞAYAMAYACAĞIMIZA KARAR VEREBİLİRİZ.



 YA ŞEFKAT?
ŞEFKAT EVRENİN EN GÜZEL, İNSANIN EN TEMEL İFADESİ DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

EVRENDEKİ TÜM VARLIKLARIN DEĞERLİ VE HER BİRİNİN BİRİCİK OLDUĞU VE HER BİRİNİN YOKLUĞUNDA BU EVRENİN ÇOK MUTSUZ OLACAĞI BİLİNİRSE SANIRIM BU BİLGİ BİZİ DAHA ŞEFKATLİ OLMAYA GÖTÜRECEKTİR.

ŞEFKAT ÖYLE BİR ŞEY Kİ, YANLIŞLAR YAPABİLİRİZ..AMA ŞEFKAT DUYGUMUZ VARSA ASLA KASITLI KÖTÜ BİRİ OLAMAYIZ. UYUYAN BİR BÖCEĞİN BİLE ÜSTÜNÜ ÖRTME DUYGUSU GELİŞTİĞİNDE İÇİNDE..BU ŞEFKATTİR.

VE AŞKKK : ))
AŞK, İNSANOĞLU İÇİN BİNLERCE YILDIR SIR BİLİYORSUN DEĞİL Mİ : ) AŞKIN ANLAŞILMAZ YANI HEP ŞU OLMUŞ. BU DUYGUNUN İÇİNE DÜŞTÜĞÜMÜZDE, HER ŞEYİMİZ DEĞİŞİYOR. İNANAMAYACAKSIN AMA BEDENİMİZ BİLE DEĞİŞİR AŞIK OLDUĞUMUZDA. NEDEN PEKİ ?

BENCE ŞUNDAN. AŞK DUYGUSU İÇİNDE KENDİMİZİ - KARŞIDAKİNİ TAM, BÜTÜN VE MÜKEMMEL ALGILARIZ. AŞKIN OLMADIĞI HER YER BİZİ EKSİK, MÜKEMMEL OLMAYAN VE TAMAMLANMAMIŞ BİR ŞEYE DÖNÜŞTÜRÜR.

İYİ Kİ AŞK VAR ÇÜNKÜ NE KADAR TAM, YETERLİ VE GÜZEL OLDUĞUMUZU KENDİ BAŞIMIZA KALSAK BELKİ DE ASLA BİLEMEYEBİLİRDİK : )) BELKİ DE ETRAFIMIZDA VAROLAN TÜM VARLIKLARIN ANLAMI DA BUDUR. BİZE BU DUYGUYU YAŞATMAK VE BİZİ BÜTÜN KILMAK İÇİN VARDI BELKİ HERŞEY. EĞER BÖYLE İSE HERŞEY AŞKI GÖSTEREBİLİR SANA.

EVRENİN EN BÜYÜK ARMAĞANI OLAN AŞKIN DUYGULARIN BOL OLSUN DİLERİM:)


devam edecek:)